Wednesday, 11 February 2009

çanakkale geçilmez!!!

aşağıdaki olay kelimesi kelimesine yaşandı geçen hafta:

Babam iştem gelmiş kanepede haberler açık bi vaziyette yarı şekerleme yapmakta yarı haber dinlemektedir. Bense filoyla telefonda lak lak yapmaktayımdır. Sonra filo doktorası için bi üniverisite seçmesi gerektiğini ve çanakkaleyi düşündüğünü söyler. Babam da gençken az gezmemiş bize bide laf eder paraları gezerek yiyosunuz diye ama maşallah her yeri bilir.

Ben: Baba Çanakkale nası bi yer?

Babam: Çok boktan biyer.

Ben: Yok ben filo için soruyorum baba kendim için değil.

Babam: Ha o zaman çk güzel biyer.

Ben :Tamam baba ya ben tayinimi kayseriye isticem cık cık cık :)
(İçimden)Zaten sana göre ordan başka heryer Boktan. Yani tabi çıkmazsa başka yere de isticem. Hatta çanakkale de güzelmiş:P Filoyla gideriz...)

Monday, 9 February 2009

15 tatil

Nasıl gelip nasıl geçtiğini anlayamadığım (hep öyle olur zaten) , ammaannn 1 dönem boyunca beklemiş olduğum ve bitmiş olan bu mudur dedirten, 5li kombinasyonlar halinde hergün aynı kişilerle farklı mekanlarda evcilik oynadığımız , 10 yıllık masa örtümü tamamladığım, her sabah 8de uyandığım (walla ben bile şaştım kendime), -alışveriş yapamadığım- , kardeşimi göremediğim, kitabımı biteremediğim ve ilk kez dönerken acaip zorlandığım bi tatil oldu...


Bir de Erciyeste bol bol fotoğraf çektim. Bu sefer kaymadım, teleferiğe bindim. Daha önemli işlerim var benim kolumu bacağımı kıramam dedim:)


Oğluna kayak öğreten baba. Aslında bu yalnızca bi ihtimal... Adam öğremen çocuk öğrenci de olabilir ama ben fotomun adını böyle koydum.
iç açıcı-bence-

kardan vak vak. adını yengem koydu. yapışmayan karla ancak bu kadar yapabildik. dayıma zeytinin çekirdeklerini üşenmeden tek tek ayıkladığı için teşekkür ediyor saygılar sunuyoruz.

Sunday, 8 February 2009

DeryaSU

DeryaSU benim doğduğu günü dün gibi hatırladığım, kakasını temizlediğim-daha kibarcası altını temizlediğim, gece kalkıp süt hazırladığım-böylece hazırlanan sütün serçe parmağını yakmaması gerektiğni öğrendiğim, ağladığında biberon yetiştirdiğim, küçücükken başkaları gibi anne anne diye çığrınmayıp benimle uyuyan, henüz 3 yaşındayken kendinden 15 yaş büyük birini (beni) kendine rakip görerek sen nası yazı yazıyosunda ben yazamıyorum diye 2 saat zırlayan , bize geldiğinde gitmicem diye ağlayan ve bizi içten içe accaip mutlu eden, her hafta sonu gelse de sevsek diye gözümüzü pörtleten İLK ve ' şimdilik ' tek bebekti bizim için...

Büyüyüp, kocaman olmakla kalmadı, hem sınıf , hem okul, hem de türkiye birincisi ve bugün itibariyle de tam 9luk bir şirine oldu.

Küçücük dünyasına benden bişeyler katmıştı o günlüğünde... ben de O'ndan bişeyler katmak istedim kendiminkinde...
ps: pasta yapımı rabişe süslemesi bana aittir.

Thursday, 22 January 2009

Yaşasııınnn!!!! Sömestir:)

Bence en zorlu kısmı tamamladık... 2. dönem beni ilkbahar, yaz , roma,, istanbul ve bikaç tane sınav bekliyor... Herkese yazamayacağım 15 günlük süre zarfında harika haftalar dliyorum ve bomba gibi dönmeyi umuyorum. Sömestirde bol bol anneceğimi çılgınlıklarıma ortak etmeyi, babamın suyuna gidip bi dediğini iki etmemeyi(en çok bunda zorlancam herhalde:P) teyzoşlarımla mınımını yapmayı ve Danial Golemanın duygusal zeka kitabını bitirmeyi planlıyorum...

Ve insanlığa yeni bi cümle eklemek istiyorum.

I wish the mirror can show or tell people more than the physical appearence... Maybe that time everthing would be better and easier.
Blu the great philosopher:)

mutlu vede sağlıcakla kalın

Tuesday, 20 January 2009

Tütütü


Şeker vermeden önce istenen öpücük üzerine bu resimdeki veletin verdiği yanıt:

-Ciyveleşmeden veysene şeteri buteettt!!! Tennadamı sıkıştıycan beni!!!

ben dumur olduğum için tabi sadece bakakaldım... yok yok yeni nesil cidden bi garip.. ööle bööle diil.

Saturday, 17 January 2009

Cumartesi Yazısı

Hemen yazıma henüz dün keşfettiğim bişeyi açıklayarak başlıcam. Ben lens kullandığım günden beri gözüm yaşarır da lensim düşer diye soğan doğramıyodum ama dün doğradım. Veeee nooldu bilin bakalım. Lensim farketmeden tencereye düşmüş ve ben farketmemişim yemekten çıktı. Tabi bööle bişey olmadı sürekli düşseler de düştüklerini şimdilik farkedebiliyorum. İlerisi için garanti vermiyorum. Neyse ben keşfettiğim şeyi açıklayayım. Lens varken soğan doğrayınca gözler yaşarmıyo. yani bu kadar vıdı vıdıyı bunu söylemek için yaptım...

The ting tings'in thats not my name şarkısını 'they call me hot, they call me sexi die 1 hafta mırıldanıp gerçeğin 'they call me hell, they call me stacey olduğunu öğrenenler varsa facebookta grup kuralım gerçeği öğrenince hissetiğiniz o garip duyguyu hep birlikte paylaşalım... Ben bu uydurma işini abarmaya başladım yannız. İnternetin yaygın olmadığı zamanlarda şarkı sözlerini blue jean'den falan takip ederdik. Bulamadığımızı oturur kendimiz yazardık uydura uydura. ordan kaldı herhal...

Dido 'nun yeni albümü safe trip home... Çok güzel...

Twilight : Fantastikten hoşlanmayan ben gibilerin bile ilgisini çekebilecek bi film. Vejetaryan vampir olan esas oğlanın insan olan esas kıza aşık olması:) Konusu enteresan...

Yarın ennnn nefret ettiğim yere yani diş doktoruna gidicem. Bissürü işim varmış benim bu dişlerle. Fırça mırça hikaye genlerinde ne varsa o!!! Umarım babama çekmemişimdirrr!!! yoksa bi deste yıl sonra tek dişi kalmış canavar olurum:( Buna da hamdolsun deyip. Tırstığımı belirtmek istiyom. Diş demişken arzu bugün bizzat şu olayı yaşamış öğrencisiyle:

bahtiyar'ın dişlerini gören arzu(3. sınıf örtmenimiz kendisi) dişlerini fırçalamasını söyler.

Bahtiyar: Fırçalıyom zaten örtmenim. Haftada 1:)

Thursday, 15 January 2009

Belle


Belle - Garou , Daniel Lavoie, Patrick Fiori


Müzikal itici gelirDİ. Bunu izliycem:)

Notre Dame de Paris'ten...