Bugün itibariyle tatilim başlıyor. Tam tamına 2 ay özgürüm. Bekle beni Kayseri, İzmir, İstanbul, Antalya, Burdur!!!!
Çalışanlara iyi çalışmalar diliyorum. Tatile çıkanlarada herşeyin tadını çıkarmalarını öneriyorum.
Gelicem.
lülü
Friday, 29 June 2007
Thursday, 28 June 2007
Aşıcam kendimi!!
Sevgili Mert Ulaş'a bloga nasıl müzik yükleriz diye sorunca, kendisi olayı blogunda uzun uzadıya açıkladı ve en başta beni olmak üzere herkesi çok memnun etti.
Teknik destek için Mert Ulaş'a teşekkürlerimizi sunuyor, ve ilk müziğimizi ekliyoruz.
Haydi Bismillah!!!!
Teknik destek için Mert Ulaş'a teşekkürlerimizi sunuyor, ve ilk müziğimizi ekliyoruz.
Haydi Bismillah!!!!
Tuesday, 26 June 2007
Camili=Macahel=Becerikli El(gürcüceden çeviri)
Cumartesi sabahı sezonun son gezisini yapmak için yola koyulmaya karar verdik ve Macahele gitmek için yola koyulduk. Muhteşem fotoğraflar çekildi. Cavit Amca oraya girmişken kalmamızı ve hatta orada temanın bir pansiyonu olduğunu ( aslında gerçek anlamda bir saray yavrusuydu- dağın başına nasıl kondurmuşlar o süper ahşap mimariyi - bravo walla) ve pansiyon müdürünün arkadaşı olduğunu söylemesiyle orada kalmaya karar verildi.
Şansımıza hava süpperdi. İlk durak Karagöl olarak belirlendi ve kahvaltı için orada mola verdik. 2 hafta önce hava koşullarından dolayı kürekleriyle sadece poz verdiğim kayıkla bu kez gerçek anlamda bir sandal sefası yaptık. Kürek de çektim. Sonra aklıma Row row row your boats gently down the stream şarksı geldi. Onu da söyledim kürekleri çekerken. Karagöl tek kelimeyle harikaydı. Bir yanda güneş, bi yanda kar, diğer yanda göl, çiçeklerden böceklerden hiç bahsetmicem.Alttaki resim gerçeğin yalnızca küçücük bi parçası...
foto by salihgüçlü
salih güçlünün gezideki diğer fotoğraflarını görmek için tıklayın ve keyfini çıkarın..
Oradan Macahele geçtik. Yaklaşık 1 buçuk saat sonra Macahele ulaştık. Burası Artvin ilinin en uç noktası ve aynı zamanda Gürcistanla sınır olan bir köy. Köyde neredeyse bizden başka kimsecikler yoktu. Turist olarak gidildiğinde hiç bir problem yok ama orada yaşamak zorunda olmak gerçekten çok zor. Yolları yılın neredeyse 8-9 ayı kardan dolayı kapalı, birçok evin çatısı kar yüzünden çökmüş. Nüfus çok az. Açıkçası uzun vadeli yaşam insanı azıcık ürkütüyor. Ama
suyu, havası, doğası muhteşem... Herkes neden abartıyormuş bu macaheli bu kadar yaaa diye düşündüm ilk gittiğimde. Çünkü herhangi bir Karadeniz köyünden farkı yoktu. Ama orda 1 gece kalınca nedenini öğrendim. Çünkü çok yorgun olup geç yatmama rağmen sabahın beşinde inanılmaz dinç bir şekilde uyandım ve herkes öyle uyandı. (Aklımda çeşitli soru işaretleri oluşmadı değil, acaba macahelde magnetik alan mı var? Türkiyenin yitik adası orası mı olmalı:P)

Gece Türkiyede ilk ve tek ana arı üreticisi hatun olan Melahat teyzenin evinde kaldık. Bize inanılmaz misafirperver davrandılar. Filizin(ki ana arı üreten 2. bayandır ve Melahat teyzenin kızıdır ) Nilgünün öğrencisi olması avantajından faydalandık grup olarak. Hatta bir de blogumda yayınlamak üzere fotoğraf çektirdik Melahat Teyzeyle. Çok tatlıydılar. Birde buradan teşekkür edeyim ki kayıtlara geçsin...

Ertesi sabah saat 5te kalkıp şelaleye yürümek için yola koyulduk ve yaklaşık 1 saat dolmuşla 2 saat yürüyerek kat ettiğimiz yol sonunda yanda görünen muhteşem görüntüye ulaştık.İyiki yapmışız.İyiki yapmışız..

Gezide dikkatimi çeken ve çok gülmeme neden olan anekdotta sıra.Bizde evin duvarını dedemizin veya ninemizin fotoğrafı veya çocuklukta yazı yazmaya başladığımız ilk yıl elde kalemle çekilmiş , bazende bir anne ve baba genç, çocuklarda bebekken çekilmiş bir foto süslerken Artvinde evlerin duvarını şampiyon inekler süslüyor. Yanda görülen inek kafkasör şenliklerinde şampiyon olmuş ve evin duvarında yer edinmeyi hak etmiş. Yandaki amca ineği Kafkasör şenliklerindeki sesten ürkmesin diye tam 2 hafta gece gündüz ahırda saz çalmış ( bilmediği halde).2 hafta sonunda sazda yalnızca 2 tane tel kalmış. E deliren boğa saldırdı tabi herkese rakip falan tanımadı. Gariban.. Böyle söylediğime bakmayın. O ailesinin gurur ve övünç kaynağı. Şampiyon...
Herşeye rağmen çok küsel ve eğlenceli bir geziydi. Emeği ve katkısı bulunan herkese teşekkürler...
(Even if we couldn't apply our secret plan:))
Şansımıza hava süpperdi. İlk durak Karagöl olarak belirlendi ve kahvaltı için orada mola verdik. 2 hafta önce hava koşullarından dolayı kürekleriyle sadece poz verdiğim kayıkla bu kez gerçek anlamda bir sandal sefası yaptık. Kürek de çektim. Sonra aklıma Row row row your boats gently down the stream şarksı geldi. Onu da söyledim kürekleri çekerken. Karagöl tek kelimeyle harikaydı. Bir yanda güneş, bi yanda kar, diğer yanda göl, çiçeklerden böceklerden hiç bahsetmicem.Alttaki resim gerçeğin yalnızca küçücük bi parçası...
foto by salihgüçlüsalih güçlünün gezideki diğer fotoğraflarını görmek için tıklayın ve keyfini çıkarın..
Oradan Macahele geçtik. Yaklaşık 1 buçuk saat sonra Macahele ulaştık. Burası Artvin ilinin en uç noktası ve aynı zamanda Gürcistanla sınır olan bir köy. Köyde neredeyse bizden başka kimsecikler yoktu. Turist olarak gidildiğinde hiç bir problem yok ama orada yaşamak zorunda olmak gerçekten çok zor. Yolları yılın neredeyse 8-9 ayı kardan dolayı kapalı, birçok evin çatısı kar yüzünden çökmüş. Nüfus çok az. Açıkçası uzun vadeli yaşam insanı azıcık ürkütüyor. Ama
suyu, havası, doğası muhteşem... Herkes neden abartıyormuş bu macaheli bu kadar yaaa diye düşündüm ilk gittiğimde. Çünkü herhangi bir Karadeniz köyünden farkı yoktu. Ama orda 1 gece kalınca nedenini öğrendim. Çünkü çok yorgun olup geç yatmama rağmen sabahın beşinde inanılmaz dinç bir şekilde uyandım ve herkes öyle uyandı. (Aklımda çeşitli soru işaretleri oluşmadı değil, acaba macahelde magnetik alan mı var? Türkiyenin yitik adası orası mı olmalı:P)

Gece Türkiyede ilk ve tek ana arı üreticisi hatun olan Melahat teyzenin evinde kaldık. Bize inanılmaz misafirperver davrandılar. Filizin(ki ana arı üreten 2. bayandır ve Melahat teyzenin kızıdır ) Nilgünün öğrencisi olması avantajından faydalandık grup olarak. Hatta bir de blogumda yayınlamak üzere fotoğraf çektirdik Melahat Teyzeyle. Çok tatlıydılar. Birde buradan teşekkür edeyim ki kayıtlara geçsin...

Ertesi sabah saat 5te kalkıp şelaleye yürümek için yola koyulduk ve yaklaşık 1 saat dolmuşla 2 saat yürüyerek kat ettiğimiz yol sonunda yanda görünen muhteşem görüntüye ulaştık.İyiki yapmışız.İyiki yapmışız..

Gezide dikkatimi çeken ve çok gülmeme neden olan anekdotta sıra.Bizde evin duvarını dedemizin veya ninemizin fotoğrafı veya çocuklukta yazı yazmaya başladığımız ilk yıl elde kalemle çekilmiş , bazende bir anne ve baba genç, çocuklarda bebekken çekilmiş bir foto süslerken Artvinde evlerin duvarını şampiyon inekler süslüyor. Yanda görülen inek kafkasör şenliklerinde şampiyon olmuş ve evin duvarında yer edinmeyi hak etmiş. Yandaki amca ineği Kafkasör şenliklerindeki sesten ürkmesin diye tam 2 hafta gece gündüz ahırda saz çalmış ( bilmediği halde).2 hafta sonunda sazda yalnızca 2 tane tel kalmış. E deliren boğa saldırdı tabi herkese rakip falan tanımadı. Gariban.. Böyle söylediğime bakmayın. O ailesinin gurur ve övünç kaynağı. Şampiyon...
Herşeye rağmen çok küsel ve eğlenceli bir geziydi. Emeği ve katkısı bulunan herkese teşekkürler...
(Even if we couldn't apply our secret plan:))
Monday, 25 June 2007
Kopi Luwak
Bugün Macahelden gelirken (bu geziyi bütün fotolar elime geçince fotolarla anlatmayı planlıyorum)
Salihin canı kahve çekti ve konu kahveden açıldı. Sonra hayvan dışkından kahve üretildiğini ve dünyadaki en pahalı kahvenin bu olduğunu söyledi. Böylece bizim elimize malzemeyi verdiiii. Tabi biz yaratıcı zekamızı hemen kullanarak olaya süpper senaryolar yazdık ama o senaryolardan burda bahsetmemek daha akıllıca olur. Ben yemedim içmedim olayı araştırdım ve bakın neler buldum...

Yukarıda görülen bana göre korkunç hayvanın adı Paradoxurus. İnternette birçok site adından çok coffee-macchine yani kahve makinesi deyimini kullanmış. Bu hayvanlar sadece Endonezya'da yaşıyor ve Sumatradaki en kaliteli kahve çekirdeklerini yiyolar. Bu kahve çekirdekleri midelerindeki özel enzimlerle fermantasyona uğruyor. Sonra o çekirdekler bu hayvanların dışkısından teker teker ayıklanıyor.Bölgede Myanmarca "kahve ta'i rahu" (minsk kedisi dışkısı kahvesi) denilen ve 100 gramı 75 dolara satılan kahve dünyanın en pahalı kahvesi olarak biliniyor ve yılda yalnızca 250 kg üretilebiliyor. Bu kahvenin adı ' Kopi Luwak'. Eminim çok lezzetlidir(!).
Hayvana kahve çekirdekleriyle birlikte şeker pancarı yedirip süt içirseler 3ü birarada elde edebilirler aslında. Ama sanırım bu fikri onlara sunacak bir dahi yok çevrelerinde. Halbuki ne kadar mantıklı...
Acaba bu kahve çekirdekleri insan midesinde ne gibi fermantasyona uğrar? Denemeli mi?
Gün gelir herkes kendi 3'ü bir aradasını kendisi üretirmiş...
Bitirsem iyi olacak yoksa bu yazının sonu boka sarmaya başladı. (En baştan beri öyleydi aslında )
Salihin canı kahve çekti ve konu kahveden açıldı. Sonra hayvan dışkından kahve üretildiğini ve dünyadaki en pahalı kahvenin bu olduğunu söyledi. Böylece bizim elimize malzemeyi verdiiii. Tabi biz yaratıcı zekamızı hemen kullanarak olaya süpper senaryolar yazdık ama o senaryolardan burda bahsetmemek daha akıllıca olur. Ben yemedim içmedim olayı araştırdım ve bakın neler buldum...

Yukarıda görülen bana göre korkunç hayvanın adı Paradoxurus. İnternette birçok site adından çok coffee-macchine yani kahve makinesi deyimini kullanmış. Bu hayvanlar sadece Endonezya'da yaşıyor ve Sumatradaki en kaliteli kahve çekirdeklerini yiyolar. Bu kahve çekirdekleri midelerindeki özel enzimlerle fermantasyona uğruyor. Sonra o çekirdekler bu hayvanların dışkısından teker teker ayıklanıyor.Bölgede Myanmarca "kahve ta'i rahu" (minsk kedisi dışkısı kahvesi) denilen ve 100 gramı 75 dolara satılan kahve dünyanın en pahalı kahvesi olarak biliniyor ve yılda yalnızca 250 kg üretilebiliyor. Bu kahvenin adı ' Kopi Luwak'. Eminim çok lezzetlidir(!).
Hayvana kahve çekirdekleriyle birlikte şeker pancarı yedirip süt içirseler 3ü birarada elde edebilirler aslında. Ama sanırım bu fikri onlara sunacak bir dahi yok çevrelerinde. Halbuki ne kadar mantıklı...
Acaba bu kahve çekirdekleri insan midesinde ne gibi fermantasyona uğrar? Denemeli mi?
Gün gelir herkes kendi 3'ü bir aradasını kendisi üretirmiş...
Bitirsem iyi olacak yoksa bu yazının sonu boka sarmaya başladı. (En baştan beri öyleydi aslında )
Friday, 22 June 2007
Wednesday, 20 June 2007
Yağmur, kar, haziran...
Evet itiraf etmeliyim ki haziran ayının bu iki kelimeyle aynı cümle içinde yer alması bana da garip geliyor ama gerçek.
Herkes sıcaktan piştiğinden, nemden bunaldığıdan yakınırken, burda Gökselin değimiyle 'yağmur yağıyo şakır şakır, yarabbi şükür şükür!' (çok sevdim ben bu şarkıyı...) Hava çok serin, pencereler kapalı, yorganları hala kaldırmadık. Üstelik hafta sonu altıma poşet alıp karda kaydım ben.Kaydığım yerin alt kısmı üstte de gördüğünüz üzere sular tarafından aşınmış durumdaydı ama bütün riskleri göz önüne alıp kaydım.Çok zevkliydi...
Hayır kimseye nisbet yapmıyorum. Ben sizi güneşiniz var diye kıskanıyo muyum?
Monday, 18 June 2007
Babam için...
Ben daha küçücükken her pazar motorsikletine bindirir kırlara çiçek toplamaya götürürdü beni babam, sonra hergün beşiğimi o sallardı uyumamak için diretmeme rağmen, kendi yatağımda yatmak istemediğimde babamın yanına kıvrılabilirdim, anneme söylemezdi, müzik kabiliyetimi ilk o farketti, o gitar çalardı bende şarkı söylerdim, soğuk havalarda sobamdı benim , hep sıcacık olurdu, benim en yakın çocukluk arkadaşımdı, küçükken ona baba diyemediğimden 'BAACIM' derdim. Bu uzun bir süre böyle devam etti...Şimdi herşeye rağmen gülmemin nedeni anlaşılmıştır. Çok mutlu bir çocukluk geçirdim ben ve bunda babamın payı çok büyük...
'Babasının kızı' deyimini çok kullanıyorlar benim için. Kızı da babası kadar iddiacı, inatçı, çılgın, müzik düşkünü biri çünkü. Farklı birşey yapmak istediğimde beni ilk destekleyen kişi oldun hep baba. İlk sırdaşım oldun. Bana güvendiğini her daim hissettirdin. Tercihlerime karşı 'benim kızım en iyisini biler' diyerek saygı gösterdin.Yabancı müzik dinlemeyi ilk senle keşfettim ben ABBAydı hatta. Hedeflerimin oluşmasında çok büyük çaba sarfettin. Yaptığım her hatada ilk seni aradım ben, çünkü 'canın sağolsun kızım' diyeceğinden emindim ne olursa olsun. Bir defacık dahi benim istediğim senin de yapmadığın birşeyi hatırlamıyorum.
Yatılı okula gittiğim yıl stresten oluşan, 9 yıldır çabalamana rağmen bir türlü erimeyen(veya eriyemeyen) gastrit nedenli bir göbeğe neden olmuş olabilirim. Çok çemkiren ve iddialaşan, ükela, fazla rahat, çok konuşan bir evlat olabilirim. Sesim çok fazla açılmış, kulaklarım sağır olmuş olabilir.Seni zaman zaman çok kızdırmış hatta kırmış da olabilirim. Telefonda seni özlediğimi söylediğimde ağlatmış da olabilirim. Hepsi için özür dilerim.
Hayatımdaki ilk erkek, ilk aşk, ilk kahraman ve ilk arkadaşsın. 24 yıl oldu baba ve çok şey değişti. 2 şey hariç:
1-Ben hala birçok özelliğimle 'babamın kızıyım'
2-Ve Seni Çookkkk Seviyorum...
Kızına düşkün, çocuk ruhlu yetişkine....
Aslında yazılacak çok şey vardı... Kısaltmaya çalışırken saçmalamış olabilirim... İnsanın duyguları istese de istemese de karışıyor ve bazı şeyleri sözcüklere dökmek gerçekten çok zor oluyor. Öyle bir andı. Babamı neredeyse 5 aydır görmüyorum ve çok özledim...
Subscribe to:
Posts (Atom)