Saturday, 25 August 2007

Yolculuk ve Kuşadası Maceraları

Bloguma sanki aylardır yazı yazmamışım gibi geldi birden. 10 gündür bilgisayarımdan ve internetten uzak olduğumdan arada sırada göz atmak dışında blogumla ilgili çalışmalarda bulunamadım. Ama bomba gibi döndüm (bide azıcık kızarmış olarak). Çok enteresan şeyler gördüm ve hepsini yazmak için beynimin bir köşesine istifledim. En son olaydan başlayarak maddeler halinde (ilker ender üstadımız bööle yapınca daha çok okunacağını savunuyor, ondan:P) yazmaya başlasam iyi olacak...

- Yolculuklarımı Süha - metro ve pamukkale firmalarını kullanarak yaptım. Süha gerçekten bu işi süpper kıvırmış. Yani kendi memleketimin firması diye söylemiyorum. Hizmet süpper, servisler, araçlar, personel.. gerçekten Kenti sollucaklar. Oh edicekler. Metro iğrençti bir daha metroya binmeyeceğime dair söz verdim kendi kendime bide otobüs neoplandı. Klimaları açmadıktan sonra isterse limuzin olsun o sıcakta insan bunalıyo. İstanbuldan kuşadasına Özellikle Pamukkaleyle gittim. 4 yıllık üniversite serüvenimin firmasıydı. 1 kez olsun yamukluklarını görmedim. Belki görmüşümdür ama geçmiş zaman ne gerek var. Neoplan ( Babam bunun napolyon diye okunduğunu savunuyo..cık cık cık...göz var nizam var) dedikleri otobüs hakkında bu sayede fikir edinmiş oldum. Artvine virajlardan dolayı en dandik otobüsleri verdikleri için bööle lüküs otobüslere binmek ancak istanbul- izmir güzergahlarına yol alırken nasib oluyor.

- Süha firması da diğer firmalar gibi fix dinlenme noktalarında mola veriyor. Bunlardan bri de Gökgözler dinlenme tesisi. Dün gece 4 sularında gökgözlerde mola için durdu otobüs. Nedense her ihitimale karşı o paralı lavabolara mutlaka uğrarım ben. Yine uğramış elimi yüzümü yıkarken içeriye haldır huldur bi hatun girdi bööle garip görünüşlü. Elinde de çekçekli siyah bir pazar çantası vardı. Önce elindeki çantayla tuvalete geldiğini görünce bi kere şaşırdım ama olan ondan sonra oldu. Çantayı çekiştirerek tuvalete sokmaya çalıştı baktı olmuyır bi eliyle çantayı tuttu kapı yarı açık vaziyette herkesin gözü önünde şır şır şır...yuhhh dedim içimden walla. Ama acaba içinde ne vardı diye düşünmedim de diil yani. Annem hemen yazdı senaryoyu. Kesin kuryedir o. İçinde eroin falan vardır dedi. Evet annem çok polisiye film ve dizi izliyor...

- İkinci enteresan olay yine yolculukla ilgili. Önümde çocuklu bi çift vardı. Çocuk 3 yaşında falandı. Otobüse yeni binmişiz herkes etrafı inceliyor . Bunlardan kahkahalar yükseliyor. Bunlar ailecek birbirini gıdıklıyor kadın adamı adam çocuğu çocuk anneyi ama nasıl bir gürültü herkes garip garip bunları izliyor. Bu arada benim önümdeki koltuk zangır zangır sallanıyor. 2. yuuhhumuda bunlara söyledikten sonra yolculuk boyunca kızını dövemesinden ve ağzından çıkan 2 kelimeden birinin öldürürüm seni olmasından kadında ciddi problemlerin olduğu kanısına vardım. Allah göstermesin...

- Kuşadası beni çok şaşırttı. Accaip serindi.Geceleri resmen üşüdüm.
Birde gözlerimin önünde bir hortum gerçekleşti ve resmen dehşete düştüm. 3 güneş şemsiyesini yerinden söken hortum 3ünü de havaya savurup biyerlere götürdü. Diğer şemsiyeleri de etrafa saçtı.
Yine kuşadasına tatil yapmaya gelen kuzenim safa sabah 9dan akşam 6ya kadar havuzda kalıp üstelik güneş kremi de sürmemiş olunca resmen amele yanığı oldu. Ben görünce aaaaaaa nooldu sana safa deyince hemen aynaya koşup noolmuş bana diye ağlayınca haliyle beni aldı bi gülme...Sabah lor peyniri gibi görünen eleman akşama adeta pancara dönmüştü.
Kısadan hisse:Güneş kremsiz güneşe çıkmayın!!!
Yengemin Corsasına benim de olsun mantığıyla elimi sürterken teyzem kapıyı başparmağımın üzerine kapattı. attığım çığlık bütün Deren Alp 1 sakinlerini yerinden sıçrattı. Başparmağım azıcık morardı ama çektğim acıyı ben bilirim. orda ağlayamasam da odama çıktım ağladım. Yoksa acısı geçmezdi walla onun...
2 yıllık geleneği bozmayarak Meryem teyzeme yıllık kahve falımı baktırdım. Çok entereasan aslında bu olay. Her yılın sadece 1 günü görüşme fırsatım oluyor meryem teyzeyle o da en fazla 2 - 3 saat ama paylaşacak çok şey oluyor bide o 3 saatin için de de falıma bakıp mutlu ediyor beni. Onun sööledikleri terapi gibi geliyo bana çünkü hep güpgüzel şeyler söyleyip mutlu olmamı ve umutlu düşünmemi sağlıyor. Bu arada bu olay yavaştan bir ritüele dönüşmeye başladı... Meryem teyze aylavyu.
Birde 3 sene önce 20lik dişlerimin 3 ünü 1er gün arayla hiç acı vermeden ameliyatla alan Bülent Amca (Aydından okuyanlar varsa reklam olsun Bülent Avcı) 4.yü de çekti aldı sağolsun.Eğer Kayserideki tıp fakültesine kalsaydım beni randevuyla 2 sene sonraya atmışlardı . Garip bir ülkede yaşıyoruz walla. Thanku Bülent Amca...Teee artvinlerden aydına.. çekilen dişimi aldım. sevgili dişimin bir fotosunu iliştireceğim buraya yakın zamanda...
Kuşadasında gerçekleşen en son ve beni en sevindiren olay Bristol Bursunu kazandığımı öğrenmemdi. Thanku ulusal ajans... Birde beni her zamanki gibi bu olayda da baştan beri destekleyen filom ve Gülşahım var ki onlara teşekkür etmeden olmaz. Ailemi, rabişçim teyzoşçuumu ayşeciki bilgeyi baran ve elişi ve osmangürü esgeçmek olmas şindi...
Ps: Hayallerinin peşini bırakma!!!

Uzun bir yazı oldu. umarım sıkmamışımdır. yazmış olmanın rahatlığıyla pek farkedemiyor insan. Bunlar daha yaşadıklarımın yarısı bile diildi. İstanbul ve Nişan macerası sonraki gönderilere...

lülü

3 comments:

GULSAH said...

İYİ Kİ GELDİN,İYİ Kİ VARSIN.
HERŞEY İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM CANIM ARKADAŞIM.

insekt said...

iyi gezmişsin maşalla :)

Buket Köşker said...

Gülşahçımm sen de iyiki varsın!!!

Insekt darısı sana ma senin de benden kalır yanın yok hani!!!